Büyük düşünürseniz ancak öyle büyük oynarsınız.

Tarihteki tüm devrimler hayallerle başladı.

Çünkü bir hayale inanmak, ona ruh katmaktır.

Yavuz Sultan Selim, ‘Geçilemez’ denilen ateş çukuru Sina Çölü’nü o ruh ve kararlılıkla geçti.

İlk günden pes etseydi, ne kutsal emanetlere erişebilirdi ne Mısır’ın kapılarını açabilirdi ne de tarihe adını yazdırabilirdi.

Hayal kurmak, vizyon koymak kimilerine göre ütopik bir şey gibi gelse de başarıya giden en önemli adımdır aslında.

Ne yazık ki bizler Antalyaspor için düş kurmaktan vazgeçmiş durumdayız.

Belki de ilk günden pes ettik.

İşte en büyük tehlike de burada.

Geçtiğimiz gün TRT Spor’da canlı yayınlanan Bursaspor-Shaktar hazırlık maçını izledim.

Tribünlerde 37 bin taraftar stadyumda ise adeta şampiyonluk havası vardı.

Dibi görmüş bir camianın nasıl ayağa kalktığını gördüm.

Kenetlendiğini, birlik olduğunu…

Küllerinden yeniden doğmanın ne demek olduğunu izledim.

Sonra Antalyaspor’u düşündüm.

Onlarda coşku ve hava var. Bizde ise belirsizlik…

Ve ligin başlamasına sadece 11 gün kaldı.

Ligdeki en önemli rakiplerimiz daha şimdiden şampiyonluk şarkıları söylemeye başlamışken biz kişisel tartışmalarla lige giriyoruz.

Birlik olamıyoruz, kenetlenemiyoruz.

Bunlar olmayınca hayal de kuramıyoruz.

Onlar düş kuruyor biz halen hayal kırıklığı yaşıyoruz.

Bu taraftar artık hedef duymak istiyor.

Transfer duymak istiyor.

Umutlanmak istiyor, şampiyonluk düşü kurmak, şampiyonluk şarkıları söylemek istiyor.

Olumsuzluk değil, güzel haberler bekliyor.

Ligdeki rakibin Bursaspor'un hazırlık maçını devletin kanalı canlı yayınlarken, gönül verdiği takımının hazırlık maçının sonucunu kendi sosyal medya hesabının bile yayınlamadığını görmek taraftarı hayal kırıklığına uğratıyor. Taraftar artık sorun duymak değil, vizyon görmek istiyor. Antalyaspor yönetimi de ateş çukurunu geçmek zorunda. Bu da kararlılıkla, azimle ve mücadeleyle olur.