Dün gece Toroslardan Akdeniz’e inerken şöyle düşündüm;
Bu şehrin insanlarında bir sıkıntı var.
Ne düğün evinde oynamayı biliyor ne cenaze evinde ağlamayı.
Şehrin valisi şehrin belediye başkanı 8837 kilometre uzaklıktan prestijli bir dünya ödülü kazanıp getirdiler,
Biz ne yaptık, oturduğumuz yerden burunlarından getirdik!
Daha doğrusu getirmeye çalıştık!...
Siyasetin böylesine nezaketini kaybettiği, yorumların böylesine kepazeleştiği başka bir dönem anımsamıyorum.
Taraflar önemli değil.
Ancak ortada Antalya adına bir kazanım var.
Ortaya konulmuş bir proje var. Ve bu projenin kabul görmüşlüğü var.
Ve bu mutluluğun Antalya halkı ile paylaşımı var.
Bırakın herkes sevincini, keyfini yaşasın, mutluluğunu paylaşsın.
Ne diye pençelerinizi çıkartıp tırmalamaya çalışıyorsunuz.
Bırakın Antalya’ya onlarda bir yıldız taksın.
Bu güne kadar takanlardan Allah razı olsun.
Eğer ayrıldıysanız siz/biz diye. Sizden biri gelince o da bir yıldız taksın. İsterse Altın yaldızlı olsun isterse gümüş.
İster pırlantalı olsun ister zümrütlü.
Bir fazla yıldızdan kimseye zarar gelmez.
Bırakın adamlar projenin gereği çiçekler eksinler, ağaçlar diksinler. Begonviller açsın, yaseminler koksun. Siz de etrafındaki meyhanelere oturun demlenin, dedikodu yapın!...Vatanı kurtarın. Sizden olmayanlara sövün, facedeki hesaplarınızdan hakaretler edin. Kumpascı cemaat çomakçılarını koruyun kollayın, haksızlığa, vicdansızlığa göz yumun, işinize geleni anlayın gelmeyeni sallayın.
Muhalefet etmek adına gerçekleri göz ardı edin….
…..
Bakın aslında iki kelam edilecekse şöyle edelim:
Bu ödül belediyeciliğin oskarı mı?
Beş yıldızlı ödülü aldık, çiçek şehir olduk mu?
Projenin ayağı geçmişimizden başlayıp, Kaleiçimizden ilham alınıp geleceğe mi taşınacak.
O zaman Antalya bu ödülün hakkını verecek.
Yani, Hıdırlık, Mermerli ve Hesapçı sokakta kalmayacak.
Bu proje Kaleiçini ayağa kaldıracak.
Bu proje, Kepez’e, Döşemealtı’na, Aksu’ya kadar uzanacak.
Kentin doğu girişini Expo ile güzelleştiriyorsak, Kuzey girişini, Döşemealtını ıskalamayacağız.
Şehirde çiçekler yalnız Kaleiçi’nde açmayacak.
Kaleiçi’nde doğan çocuğu da çiçekler içinde büyüyecek, sonradan gelip Çıplaklı kırsalındaki TOKİ konutlarına yerleşeni de!...
Yani, Kanada’dan Bob amca geldiğinde onu sadece Kaleiçi’nde gezdirmeyeceğiz!...
Eğer bir eleştiri yapacaksak bu noktadan yapacağız.
Kafadan yıkmaya, yok etmeye yönelik değil.
İşte dün akşam Toroslardan aşağı , Akdeniz’e inerken bunları düşündüm.
Bu şehirdeki aklın ve ruhun seviyesini anlamakta güçlük çekiyorum. Kendi kendine bile savaş açmış beyinlerle nereye kadar….