Yeni kabine açıklandı. Kültür-Turizm ve Sağlık Bakanlığı dışındaki tüm bakanlarımız değişti. Değişen bakanlıklarda Mehmet Şimşek Hazine ve Maliye Bakanı olarak ekonominin dümenine geçti. Gerek milletvekili, gerekse cumhurbaşkanlığı seçiminde değişim talebini dile getiren halkımıza, “buyurun değişim” dendi.

Sistem aynı sistem. AKP, MHP, YRP milletvekili toplam sayısı 323. CHP listelerinden milletvekili olan sağ tandanslı parti vekillerinin ve tabii ki İyi Parti’nin 43 milletvekilinin önümüzdeki dönemde izleyecekleri politikayı hep birlikte göreceğiz.

“Sürekli hata yaparak doğruyu bulamazsınız” diye bir söz vardır. Ekonomi konusunda uzman, yeterlilik sahibi olan birinin bu göreve gelmesi acil ve elzemdi. Şimşek’in, diğer ekonomi kurmaylarının aksine, kendi bildiği yoldan gitmeye çalışacağını, bu alandaki uzmanlığını kullanacağını düşünüyoruz ama Cumhurbaşkanı ile olası görüş çatışması halinde göreve devam eder mi, ne olur? Yerel seçimlere doğru yol aldığımız bu süreçte, siyasilerin tercihi popülist uygulamalarla ekonomi politikası çeliştiğinde ne yapacak?

Ekonomide popülist eylemlere gerek kalmaksızın muhalefeti zayıflatmak, zayıf göstermek suretiyle ve yine böl parçala yönet modeliyle devlet imkanlarını kullanarak yerel seçimlere gidilmesi de mümkün tabii.

Kapitalizmin, kısacası içinde yaşadığımız ekonomik sistemin miğferi olan İngiltere’de Exeter Üniversitesi’nde yüksek lisansını tamamlayan yeni bakanımızın ülke ekonomisi ile birlikte vatandaşa katkısı ne olacak? Bunlar aklımdaki sorular.

Yeni kabinemiz hayırlı olsun. Kapitalizm, sömürge imparatorlukları sonrasında, sömürünün yeni adı malum. Sadece isim değişti, bir de görünüş. Ayan beyan sömürü yerine, Bizans oyunlarında bulundu güç. Aç bir canavar gibi sürekli pazar ve tüketici arayan kapitalizmde meydan savaşları bitti. Dönem dönem çıkmaza giren sistem, insan hayatını da doğayı da hiçe sayarak, sömürerek kendi çıkışını buluyor.

Kapitalist sistemin yarattığı düzlemde, ihtiyaç duyulan pazar ve tüketici gereksinimi ile yeni tüketiciler yaratılırken sınıf bilinci silikleştiriliyor. Sömürü arttıkça sistem; asıl tüketicinin, yani emeğin zaten cılız olan sesini bastırmak için sağ ideolojinin desteğine ihtiyaç duyuyor. İnsanları ayırıyor, ötekileştiriyor, bölüp parçalıyor. Böyle yönetiyor emeği, böyle sömürüyor.

Yaratılan artı değerin, kârın adaletli dağıtımı paranın, gücün elinde. O adalet emeğe işlemiyor. Sömürü için sağ ideoloji desteğine ihtiyaç duyan sistem, kendi komutanlarını destekliyor ve güçlendiriyor.

Aklın yolu bir aslında. Osmanlı’dan bu yana bunu gören aydınlar, sosyologlar uyarıyor; özgürlük ve laiklik önemli. Din maneviyatta kalmalı, anayasal devlet rejimi, sorumluluğu kontrol edilebilen bir yönetim ve ayrımcılığa karşı eşitlik ilerleme için zorunlu.

Son dönem sosyologların bir kısmı aydınlara sesleniyor ve sorumluluk yüklüyor; tepeden bakmak yerine dağıl dört bir yana, anlat vatandaşlık ve insan haklarını ve bildiklerini halka.

Cumhuriyet’in kuruluşu ve atılan adımlar bu anlamda çok önemlidir. Cumhuriyet bu sömürü sistemine karşı aslında bir devrimdir. Bu devrimin halka anlatılması, halkın bunu anlaması çeşitli çıkar çevrelerince hep engellenmiştir.

Bugün biz gündemle meşgul olurken bazı il milli eğitim müdürlükleri ile il müftüleri arasındaki projeler kapsamında ilk, orta ve liselerin bir kısmına imam hatip mezunlarından manevi danışmanların atandığı iddialarını okuyorum haberlerde. Psikoloji bölümlerini kapatalım üniversitelerde bence.

Siyaset ve ideoloji ayan beyan okulların ve ibadethanelerin içine giriyor. Kısacası kapitalizm komutanlarını beslemeye devam ediyor.

Nicelik olarak çok olan piyonlar mı? Piyonların her biri kendini şah zannediyor ve kendi aralarında birbirleriyle savaşırken asıl düşmanı görmüyor...

Yeni kabinenin, yeni yönetimin, her şeye rağmen herkes için adil, güvenli, sağlıklı, refah dolu hür ve eşit yarınlar getirmesini dilerim. Sevgi ve saygılarımla...