Bu günlerde bir ‘Hitler Almanya’sı’ furyası aldı başını gidiyor. E, yazarınız bu konuda iki kitaba imza atmış ender sayıda ki Türk kaleminden biri, eksik kalırsak ayıp olur….
Almanlar öteden beri Batı medeniyetine sınır çizme konusunda tarihsel kararlıkları olan bir millet. Antik Roma da Germen kabilelerinin kontrol ettiği topraklar medeni dünyanın dışında saylıyorlardı. Orta Çağ Alman prensliklerinin kendi aralarında ki itişme, yaşlı kıtanın kaderini oldukça ve derinden etkilemişti. 1871 de nispeten epey geç kurulan Alman birliği 1914 de dünyayı o güne kadar görmediği kanlı bir savaşa götürecekti. Savaş , o günlerin yayılmacı politikalarının başlıca anahtarıydı. Ama ‘Büyük Savaş(1914-18) olarak anılan bu kan deryası, tarihe Avrupa uluslarının ve dünyanın unutamayacağı bir travma olarak geçecekti.
1918 senesinin Mart ayın da, yani savaşın son yılında, Almanlar Paris şehrini o güne kadar görülmemiş çapta ki toplarla dövüyordu. Savaş aynı yılın Kasım ayında bitecekti…. Almanya son ana kadar savaşı kazandığını düşünüyordu, şimdi bu mağlubiyet çok ağır gelmişti. Daha dört yıl öncesine kadar ‘Güneşte bize de bir yer’ diyerek dünyayı titreten ulus, şimdi işgal güçlerinin elinde oyuncak olmak üzereydi. İmparator kaçmıştı, bazı şehirlerde Sovyet cumhuriyetleri ilan ediliyordu, Sağcı generaller darbe üstüne darbe planlıyorlardı. Sosyal demokratlar her zaman ki gibi uçkurlarının peşindeydi.
Almanya bir kaos ortamındaydı, çıkış yakın gözükmüyordu, savaş sırasında yüzbinlerce çocuğunu feda eden orta sınıf, bütün bu fedakarlığının boşa gittiğini görüyordu. Almanlar ‘şehitler ölmez, vatan bölünmez’ sloganlarıyla oyalanabilecek bir millet değildi. Ölen, ölmüştü, ve vatan da elden gitmek üzereydi, çatır-çatır bölünüyordu. Bir sorumlu da ortaya çıkıp ‘ulan bu işi biz batırdık, elimize yüzümüze bulaştırdık’ demiyordu, herkes mağduriyet edebiyatına sığınmıştı. Sanırdın ki yarı aç, perişan insanlar bu felaketin sorumlusuydular. Komünistler emirlerini Moskova’dan alıyordu, her ne kadar o günlerde Sovyet Rusya’nın da başı kendi iç savaşıyla beladaysa da, Avrupa da ki bu karışıklığa eli uzanıyordu. Formülleri ülkeyi veya insanlarını kurtarmak değildi, Sovyet tarzı cumhuriyetler ilan edilsin biraz da bu arkadaşlar iktidarın nimetlerini ziftlensindi.
Generaller, ‘savaşı biz kaybetmedik sırtımızdan bıçaklandık, öyle kaybetmiş gibi olduk yani’ teranesine sığınmışlardı. Suçlu olarak gösterilen siyasi kanat ise haliyle Sosyal demokratlardı.
Onlar ise=aslan sosyal demokratlar, kim bilir hangi metreslerinin iki göğsü arasında ‘Ne olacak lan bu Almanya’nın hali’ diyorlardı.
Netice de sıkı bir Alman ‘paşası’ çıkıp hükümete demişti ki ‘önce sol isyanları bastıracağım, Sovyet şehirlerini dümdüz edeceğim, sonra da sağ isyanları ezeceğim, ama sen de benim elimi iktidarında serbest bırakacaksın!, ayrıca, Savaş sonrası barış görüşmelerinde ordunun şerefini ve imkanlarını koruyacaksın.’
Oysa barış görüşmeleri Almanya için bir yıkım olacaktı.
Devamı; yarına….