16. Lui, kendini bir halt sanıyordu, durduk yerde Amerikan bağımsızlığı için ülkesini iflas ettirmişti, Amerikalılar, İngilizleri def etmişti ama yerine Fransızları koymak gibi bir niyetleri de yoktu. İngiltere hala ayaklarının üstündeydi, ve hala çok kuvvetliydi ama ya Fransa…Halk sokaklarda açlıktan, hastalıktan kırılıyordu. Lui, ‘ben Tanrının atadığı ilahi bir adamım lan, uzak durun ‘ falan havasındaydı .Kraliçe, Avusturya kökenli Marie Antuanet, resmi sevgilisi İsveçli Kont Fersen ile gününü gün ediyordu.Harcamalarının sonu yoktu, saraylar inşa ediliyor, süsleniyor, püsleniyor, özel arabalar,mücevherler, birbirinden pahalı giysiler satın alınıyordu. Uşaklar ve hizmetçiler ordusu, ve haliyle bir sürü ‘yandaş’ ve ‘yalaka’ onlara eşlik ediyordu. Bütün bunlar zaten iflas etmiş bir hazine için ağır yüktü,ama kralın gözleri körelmişti adeta. Yolsuzluk, kötü yönetim, ve bu ikisi yüzünden ülke içi bölünme ve karışıklık kaos havasına doğru gidiyordu.
Uzun zamandan beri toplanmayan meclisi toplamanın zamanı gelmişti, vergi salmak gerekiyordu.Ve böylesine sıkışık bir dönemde, bu kararı meclis alsa iyi olurdu. Fransa meclisi o günlerde üç katmandan oluşurdu Kilise,Asiller, ve Burjuva artı köylüler… ne var ki ilk iki grubun oy sayısı yetmese de kraldan aldıkları güçle herhangi bir yasayı onaylayabilirlerdi, veya istemedikleri bir yasayı veto edebiliyorlardı. Zaten bütün bunlar bizim ‘YÖK’ fiyaskosu benzeriydi.
Meclis ne karar alırsa alsın Kral aklına ne eserse onu yapabiliyordu.
Boru mu bu? Adam, yetkilerimi Tanrıdan alıyordu. Kilise şahitti…
Lui, aslında kötü biri değildi, vicdanı zehir kaplı bir lider asla olmamıştı. Geçmişinde yaşadıklarının öcünü karşı taraftan çıkarmak gibi bir niyeti yoktu. Usta bir kilit tamircisi ve yapımcısıydı.
(Hatta anlatılanlara göre,doktor Giyotin meşhur icadını ilk ona sunmuş,giyotinde ki bıçak bir baltanın eğimi ile aşağı doğru sallanan ters bir ‘c’ şeklindeymiş. Lui bu aletin maketiyle purosunu kesmek istemiş,olmamış. Bu işlerden anlayan biri olarak Doktora kesici bıçağın üçgen şeklinde olmasını salık vermiş . )
Ama dışarıdan gelen sesler iyi değildi, bazı cesur danışmanlar, ve idareciler kralı yalama ve yalaka tayfasından uzak tutmaya ve gerçekleri göstermeye çalışıyorlardı ama çok da başarılı olamıyorlardı.
Vergi salınacaksa önce kilise ve asiller de ellerini taşın altına koymalıydılar.Ama her ikisi de hır çıkartıyordu.
Halk acından ölüyordu, Amerika da olup bitenler bir masal gibi anlatılıyordu, ama olmuştu işte Amerikalılar, İngiliz kralının tecrübeli ordularını yenmişler ve memleketlerini kurtarmışlardı.
Orada taht,taç, asiller falan yoktu.. (siyah köleler hariç) herkes kanunlar önünde eşitti.
E, Fransa da neden olmasındı… bir cumhuriyet kurmak ne kadar zor olabilirdi ki..
Önce halkın kanını ısıtacak bir siyasi hedef ve ona mal edilecek bir slogan bulunmalıydı…
Karnını doyurmaktan başka hiçbir şey düşünemeyen ‘donsuzların’ becerebileceği bir şey değildi bu..
Devreye Fransa’nın okumuş evlatları girecekti; yani Burjuva…
‘Arkadaşlar da okudu da ne oldu?’ sorusuna verilecek iyi bir cevap sıradaydı…
Yarına; Slogan !