Hiçbir şey anlamsız değil. Her şeyin manası var. Onları anlamalı insan. Bir fincanın kırk yıl hatırı vardır demek ile neyi kastediyoruz. Nedir o fincandaki hatırı sayılır şey? Dostunla bir fincan kahve içmek kahve içmek için midir, yoksa kahvenin anlaşılması gereken manaları mı var?
Tahmin ediyorsun değil mi, nereye varacağım? Seni ilgilendiriyor. Sen de hatırı sayılır kahveler içiyorsun? Bak dostum, çevrene bak neler oluyor. Gördüklerinin ardında göremediğin dünyalar var ve sen habersizsin bunlardan. Nedir o simit satan çocuğun elindeki yuvarlak cisim?

Simit olamayacağını söyledim? Dostum, o çocuk hayatını tutuyor elinde. Ufacık ellerinde geleceğini taşıyor. Sen o simitçi çocuğun elindeki hamur parçasına ‘simit’ dersen yanılırsın. O çocuk ailesini taşıyor elinde. Akşama götüreceği geçim dertlerini taşıyor. Sırtındaki yüke bak, ne kadar dert taşıyor, o çocuk.

Senin de elinde simit var ve sırtın simitlerle dolu. Benim göremediğim o simitleri sen taşıyorsun. Ta ki bir gün simitlerin bitinceye kadar taşıyacaksın! Son simide sıra geldiğinde, geriye dön bak, ne kadar yükü üzerinden attığına, hayatın üstesinden nasıl geldiğine bak ve sevin.

Her şey hayatı yenmek için. Hayata yenilmemek hedeftir. Zafere odaklan. Hayatında her gün zaferle tanışacağın mücadele alanları var. Mücadeleyi bırakma dayan, zafer senin olacak.

Yaşlanacak, yorulacaksın, yorgun bir muzaffer olarak hayattan ayrılacaksın. Yılmadan devam et dostum. Ne kadar zor olsa da hayatın anlamına bak. Onu görmeye çalış. Ufacık bir kelebeğin kanat çırpışındaki anlamı gör ve anlamlı dediğin şeylerdeki anlamsızlığı.

Hayatın anlamı dikkat çekmeyen ufacık şeylerde gizlidir. Bak, uçsuz bucaksız evrenin temel taşına, göremediğin atomlardan oluşmuş. Sen de evrenin parçasısın ve içinde evrenler var.

İçindeki evrenleri, oralardaki hayatları ara. Mars’ta değil, içindeki yeşil adamları bul. Mars’ta hayat olmadığı kesin, ama senin içinde sonsuz hayatlar var.

Bize ölümlü diyorlar. Ne kadar büyük yanılgıdır bu. İnsan nasıl ölümlü olabilir. Bedeni evrenlerden meydana gelen insanın ölümlü olduğuna inananlar, evrene iyi bakmamışlardır. Baktılarsa da görememişlerdir.

Şekle değer verirsen kendini göremezsin. Aynada gördüğün kişi sen değilsin. O bir kalıp, del kalıbını. Kendinle ancak o zaman tanışabilirsin. Sen ben o ışığız. Işık nasıl ölümcül olabilir? Enerji nasıl yok olabilir? Maddeden yaratıldığın da doğru ışıktan geldiğin de! Madde ve enerji, aynı şeyin iki simasıdır.

Simitlerine bak. Onlar nedir? Birer hiç. Sorun dediğin ne madde, ne enerjidir, sadece hayal ve tasavvurdurlar. Hayat tasavvurlardan ibaret değildir. Hayatın kendisi enerjidir. Şeklin değişir, sen değişmezsin. Şekilci olma. Madde ve enerji değişiminin asıl hayat olduğunu anla. Kimsin şimdi? Atomdaki enerji de sensin, güneşteki ışık da! Sadece sen değil, ben o ve diğerleri, hepimiz biriz. Birimiz hepimiz!

Sonsuzluk dediğin enerjidir. Tükenmez. Enerji sabittir evrende. Ne artar ne azalır. Şeklin yok olunca enerjiye dönersin, yeniden şekle bürünüp madde oluncaya dek enerji olarak dolaşırsın evrende. Özgürsün. Çünkü ışıksın.
Aynadan yansıyan ışıktır. Söndür ışığı, kes aynaya çarpan enerji akımını. Şimdi bak zifiri karanlıkta aynaya. Hani, neredesin? Yok mu oldun? Hayır, ama ayna sana şekil gösteremiyor. Buna rağmen varsın. Diyeceksin ki bedenimi hissettiğim için varım. Hayır, bedenini hissetmiyorsun, enerjiyi hissediyorsun. Tabiatının özünü hissediyorsun.

Cismini göremediğin halde, içindeki ışığın sonsuz akışının sesini duyuyor, cisminle hissettiğini sanıyorsun. Çünkü cisminle var oluşu hep aynı sanıyorsun. Sana böyle öğretildi. Oysa dostum, sen bir ışıksın. Ebediyet dediğin ve ona inandığın şey, ışığa duyduğun güven ve ışığın var olduğunubilmendir. Işığa inanmıyorsan, asıl o zaman yoksun. O zaman simitlere takılır kalır, hayatını simitçi çocuk olarak geçirdiğini sanırsın.