Gözlerinin içi gülen insan görmek, enflasyonu tek haneli sayıda görmek kadar imkânsız hale geldi bu ülkede. Akademisyenler dertli, emekliler dertli, öğrenciler dertli, memurlar dertli, hayvan olmak dertli, koltuk olmak bile dertli bu ülkede çünkü oturanı hiçbir mahallede değişmiyor.

Kangren olmuş muhalefet, kültürel sermayenin her gün başka bir kanaldan yolunu tıkayan iktidar, sanki tek bir ağaç kalmasın diye yemin etmiş bir sermaye, her yerde paçalardan akan vasatlık, karşı koyan ve gerçek için haykıran bir avuç insan, inme inmiş gibi olanı biteni sadece izleyen sözüm ona muhalifler, kelimelerin içini zamanla bomboş hale getiren bir sistem, en çok da solun…

Hangi duygu yaşansa yaşananlar değişmedi. Deprem oldu ve korkuyu yaşadık, on binleri kaybettik ve yas yaşadık, kadın cinayetleri oldu ve öfkeyi yaşadık, tecavüzler oldu ve isyan ettik, hayvan katliamları oldu ve insan olduğumuza utandık, yoksulluk intiharları oldu ve sistemden nefret ettik, neler neler yaşadık da hangi duyguların içinden geçtik, yine de hiçbir şekilde değişmedik. Her seferinde daha ne yaşamamamız lazım, daha ne olması lazım ki bu derin uykudan uyanalım, değişelim, farklılık yaratalım dedik ve her olayda yükselen çıtayla beraber bizim uykumuzun derinliği daha da arttı.

İnsanlara bel bağladık. Partilere bel bağladık. İktidara, muhalefete, aykırısına, hepsine birden bel bağladık. Değişen tek şey hayal kırıklığımızın şiddeti oldu. Ama yine de hayal kırıklığına uğramaktan bıkmadık. Yurt dışına kaçtık, ailemizden kaçtık, patronumuzdan kaçtık, iktidardan kaçtık, muhalefetten kaçtık, kendimizden kaçtık, hep kaçtık.

Kaçak dövüşerek olmaz. Unutmamalıyız ki değişim sadece dışsal faktörlerin etkisiyle gerçekleşmez. Düşüncelerimizin, tutumlarımızın ve inançlarımızın da dönüşmesi gereklidir. Bu nedenle, içsel bir dönüşüm yaşamadan dışarıda görmek istediğimiz değişiklikleri yaratamayız. Önce aynanın karşısına geçerek başlanır her dövüşe. Kendinle savaşını, kendinden kaçışını, kendini erteleyişini, bütün korkularını, bütün hayal kırıklıklarını, ertelediğin ve yarım kalan her şeyi, sen olmayan her şeyi aynanın sırlarında eritirsin önce kendi sırrına ermek için. Her şey yoluna girmeye ancak bu şekilde başlar. Çünkü bir şeyleri yoluna koymak, sürekli bahane üretmek, şikâyet etmek, olumsuz zihin yapısıyla ertelemek ya da engellemekten daha kolay ve geliştirici. Çünkü hayat gelişmekten ve ilerlemekten ibaret.

Değişimin tohumları hepimizin çabalarıyla büyüyecek. Biz değiştiğimizde, çevremizdeki dünya da kendiliğinden dönüşmeye başlayacak. Fakat bu süreç kolay olmayacak. Her gün karşımıza çıkan zorluklara rağmen umutsuzluğa kapılmadan direnmeliyiz. Geleceği inşa etmek için gücümüzün ve irademizin farkında olarak kendi hayatımızı ve dolayısıyla toplumu şekillendirebiliriz.

Birlikte hareket etmenin ve dayanışmanın ruhu unutulmaması gereken bir gerçek... Eşitsizliklerle haksızlıklarla ve sorunlarla mücadele etmek için farklı kesimlerin bir araya gelmesi, ortak amaçlar doğrultusunda hareket edilmesi gereklidir. Bu, sadece bireylerin değil, kurumların, sivil toplum örgütlerinin ve siyasi partilerin de üzerine düşen bir sorumluluktur. Birlikte çalışarak gerçek ve kalıcı değişimleri hayata geçirebiliriz.

Değişimin yolu hepimizden geçiyor. Gelecekte ancak bugünkü çabalarımızın toplamı olarak yeni bir gerçeklik inşa edebiliriz.