Toplum dediğimiz yapı, yan yana duran insanların kalabalığıyla oluşmaz; birbirine omuz veren insanların iradesiyle kurulur. İnsan, tek başına güçlü olabilir. Bilgisi, emeği, kararlılığıyla ayakta durabilir. Fakat tarih bize sürekli aynı gerçeği hatırlatır; Birlikte duran insanlar, dağınık güçlerin çok ötesinde bir etki yaratır.
Dayanışma, bir erdem olmanın ötesinde toplumsal varoluşun temelidir. Zor zamanlarda el uzatan, haksızlık karşısında ses veren, “buradayım” diyebilen insanlar sayesinde toplum nefes alır. Çünkü haksızlık kadar ağır bir yük varsa o da haklı olanın kendini tek başına hissetmesidir. Bu yükü kimsenin taşımasına izin vermemek, ortak bir sorumluluktur.
Bir araya gelmek, benzer düşünmek anlamına gelmez; ortak bir vicdanda buluşabilmektir. Farklı hayatlar, farklı hikâyeler ve farklı bakışlar aynı amaç etrafında kenetlendiğinde ortaya çıkan güç, herhangi bir bireysel çabanın ulaşamayacağı kadar dönüştürücüdür. Sosyolojinin bize öğrettiği en temel gerçeklerden biri tam da budur: Toplumsal bağlar güçlendikçe umut genişler, korku daralır.
Güç kavramı çoğu zaman yanlış okunur. Geniş imkânların, ekonomik sermayenin ya da nüfuz sahibi çevrelerin desteğinin gücü temsil ettiği sanılır. Oysa gerçek güç, haklı olandan yana konum alabilme cesaretinde saklıdır. Güçlü görünenin yanında saf tutmak kolaydır; haklıdan yana durmak ise kişisel ve toplumsal karakterin en onurlu duruşudur. Toplumların ahlaki seviyesi, tam da bu tercih anlarında görünür hâle gelir.
Haklıdan yana durmak her zaman konfor sunmaz. Bazen eleştiri ve çatışma getirir, bazen mesafe doğurur, bazen de bedel gerektirir. Buna rağmen doğrulukla kurulan bağ, toplumsal güvenin en sağlam kaynaklarından biridir. İnsanlar bilir ki adalet, rüzgârın yönüne göre saf değiştirenlerle kurulmaz; tutarlılıkla hareket edenlerle kök salar.
Sermaye, imkân ve görünürlük, çağımızın en etkili araçları arasında yer alıyor. Paranın açtığı kapılar kimi zaman gerçeğin sesini bastıracak kadar yüksek olabilir. Tam da bu nedenle doğrunun yanında durmak, bir tercih olmanın ötesinde kamusal bir sorumluluk taşır. Vicdan maddi ağırlıklarla ölçülmez; etik bir duruşun değeri herhangi bir ekonomik karşılıkla kıyaslanamaz.
Toplumsal yaşamda adalet duygusu zedelendiğinde insanlar arasındaki bağlar gevşer ve güven hissi aşınır. Buna karşılık haklıdan yana kurulan her dayanışma, güçlü bir köprü inşa eder. O köprü sayesinde insanlar birbirine daha sağlam basar, gelecek tasavvuru daha güvenli bir zemine oturur. Adaletin hissedildiği bir yerde umut kalıcı olur.
Bugün belki en çok hatırlamamız gereken şey şudur: Haklı olan hiç kimse kendini kimsesiz hissetmemeli. Bir insanın yanında durmak büyük sözler gerektirmez. Bazen bir cümle, bazen bir bakış, bazen de geri çekilmeyen bir duruş yeter. Sessiz kalmayan her varlık, adaletin çoğalmasına katkı sunar.
Güçlü görünenin yanında yer almak kısa vadeli avantajlar sağlayabilir, doğruluktan yana olmak ise uzun vadeli bir toplumsal hafıza yaratır. Bugün sergilenen cesaret, yarının ortak kültürünü şekillendirir. Çocuklara bırakılabilecek en kıymetli miras, haktan yana tavır almanın olağan kabul edildiği bir toplumsal iklimdir.
Dayanışma bulaşıcıdır. Bir kişi cesaret gösterdiğinde başkalarının da ayağa kalkmasına alan açılır. Yan yana gelen her insan, toplumun harcına biraz daha sağlamlık katar. Bu yüzden dayanışma, yalnızca zor günlerin çağrısı olarak görülmemeli; gündelik hayatın doğal refleksi hâline gelmeli.
Cumhuriyet tam da bu ortak iradenin eseridir. Birlikte hareket etmenin, ortak geleceğe inanmanın ve “biz” diyebilmenin en güçlü kanıtıdır. Cumhuriyet fikri, eşit yurttaşlık temelinde kimsenin sahipsiz kalmadığı bir toplumsal düzen idealini taşır. Bugün bu mirası yaşatmanın yolu, adaleti büyüten her yerde yan yana durabilmekten geçer.
Haklı olanın yanında durmak, birine iyilik yapmak anlamına gelmez; toplumun omurgasını korumak anlamına gelir. Doğruyu savunan her ses, ortak yaşamın kalitesini yükseltir. Çünkü adalet bir kişiye ulaştığında bile herkese temas eder.
İnsan tek başına yürüyebilir. Fakat yol açanlar, birlikte yürüyenlerdir. Birlikte yürüdükçe güçleniriz; güçlendikçe korkuların alanı daralır, umut ortak bir dile dönüşür. Yan yana durabilen toplumlar, fırtınalara karşı daha dirençlidir. Ve belki de en önemlisi, kimsenin kendini yalnız hissetmediği bir yerde gelecek her zaman biraz daha aydınlıktır.