Birkaç gün sonra.

Yeni bir yıla giriyoruz.

İçimizde sevinç var ama sessiz;

Mutluluk var ama ürkek.

Çünkü zaman geçtikçe insan yalnızca yaş almıyor.

Hayatın ağırlığını da omuzlarında biriktiriyor.

Bu ülkede yaşlanmak;

Çoğu zaman biraz daha yorulmak.

Biraz daha kaygılanmak anlamına demek.

Takvim yaprakları değişiyor.

Fakat gündelik hayat aynı sorularla devam ediyor:

Sağlık yetiyor mu?

Emeklilik yetiyor mu?

Yarın bugünden daha mı zor olacak?

Aynaya baktığımızda yalnızca çoğalan çizgileri değil, taşınan yükleri de görüyoruz.

Hastalık kelimesi daha sık giriyor hayatımıza;

Beden kadar ruh da dinlenmeye ihtiyaç duyuyor.

Hüzün artık bireysel bir duygu olmaktan çıktı.

Kaybettiklerimiz, eksilen güvencelerimiz, ertelenen hayallerimiz var.

İnsan bazen kendi derdinin bile kendisine ağır geldiğini hissediyor.

Ama bu hüzün aynı zamanda ortak;

Bu yüzden insanı tamamen yalnız bırakmıyor.

Umut ise inatçı.

Büyük sözlerde değil, küçük anlarda yaşıyor:

Ağrısız geçen bir gün, içten söylenmiş bir “nasılsın” kısa bir soluklanma.

İnsan, bütün bu yorgunluğa rağmen hayata tutunmaktan vazgeçmiyor.

Yeni yıldan mucize beklemiyoruz.

Sağlık istiyoruz.

Biraz huzur, biraz güven, biraz da insanca yaşam.

Ve belki en çok, bu zor zamanlarda birbirimizi daha fazla anlamak.

Daha az yargılamak.

Yeni yıl, bize bunu hatırlatsın.

Umutlar yaşlanmasın.