Aşk sadakat ister mi?

Ya da sadakatsiz aşk olmaz mı?

Bazen büyük aşklar sadakatsiz olanlardır. Bazı aşklar da hayal kırıklığı ile başlar. Bazı aşklar sadakatsizdir nefrete dönüşür.

Günümüzün aşkları elektrik gibi, çarpıyor ve bitiyor.

Aşkı sadakatle anlatabilir misiniz?

Bunun en güzel örneği Frida-Diego aşkıdır.

20'nci yüzyılın en önemli ressamlarından biriydi Meksikalı Frida. Kendisinden yaşça büyük kocası Diego Riviera ile 22 yıl ölümsüz bir aşk yaşadı. Troçki ile kocasından gizli aşk yaşadı.

Frida'nın hayatı acılarla doludur. Çocuk felci geçirdiğinde 6 yaşındaydı. 9 ay boyunca ona gözü gibi bakan babasını çok sevdi. 18 yaşında bindiği otobüs tramvayla çarpıştı. Büyük yaralar aldı. Cinsel organı parçalandı. Omurgası, sağ bacağı, sol omuzu kırıldı. Vücudunun yeniden toparlanması mucizeydi. O'nu yaşama döndüren hasta yatağında yaptığı resimler oldu.

Diego ile evlendi, 3 kez hamile kaldı, hepsini düşürdü. Kocası onu kız kardeşi ile aldattı. Frida O'nu affetti.

Diego şu satırları karaladı Frida için;

'Bir eş olarak kendimi sorgulamaya başladığımda, kendi lehime çok az şey bulabildim. Bir kadını ne kadar çok seversem, ona o kadar çok acı çektiriyordum. Frida bu iğrenç huyumun en bariz kurbanıydı.'

Frida da Diego'yu aldattı. Hem de Stalin'in düşmanı Troçki ile.

Diego bunu duydu. Kendisi de bir komünistti ama bir erkekti ve Troçki'ye alnında Stalin yazan şekerden yapılma bir kurukafa hediye etti.

Troçki öldürülünce ilişkisi sorgulandı Frida'nın. Alkolik olmuştu Frida. Şöyle anlatıyordu durumunu:

'Üzüntülerimi boğmak için içiyordum. Ama artık o lanet üzüntüler yüzme öğrendiler!'

Ölümsüz eserler bıraktı Frida.

Ve ölürken şu sözleri mırıldandı sanat dünyasına:

'Sizden uzakta olduğum günlerde ve gecelerde varlığımı unutmayın diye sizlere portrelerimi bırakıyorum.'

Frida için de şu sözler geçerlidir:

'Herkes ölür ama kimi toprağa, kimi yüreğe gömülür.'