Antalya; Bursa, Eskişehir, Kocaeli yada Sakarya gibi bir kent değil.
Çünkü bu şehirlerde bir futbol kültürü ve geleneği var.
Antalya’da bu gelenek Atatürk Stadyumu’nun yıkılışı ile birlikte ne yazık ki bitti.
1990’lı yıllardaki o heyecan ve tutku sadece anılarda kaldı.
O yıllarda deplasmanlar için şehir boşalırken, kentte erkek kalmazken bugün deplasman için otobüs bulunamaz hale gelindi.
Geçmişte hangi siyasi görüşten olursa olsun herkes aynı otobüse binip, yan yana marşlar söyleyerek deplasmana giderken; yan yana maç izleyip galibiyet sevincini birbirine sarılarak kutlarken bugün atılan sloganlar nedeniyle aynı grup içerisinde kavgalar çıkmaya başladı.
Herkes sırtını döndü, umursamaz hale geldi.
Kala kala da 2 bin kişi kaldık.
Aslında futbol bir kültürdür.
İngilizler, Almanlar işte bu kültürü severken biz sadece başarıyı seviyoruz ve destekliyoruz.
Yani biz, futbolun değil başarının peşindeyiz.
Amacımız; futboldan keyif almak değil, hep kazanmaktan geçiyor.
Böyle olunca da futbolun kendisini konuşmak ve geliştirmek yerine devamlı olarak yan unsurlar ile uğraşıyoruz.
Sadece iyi günde değil, evlilik gibi kötü günde de el uzatabildiğimiz zaman futbol kültürü gelişecektir.
Antalyaspor’da ise Mardan Stadı ile başlayan süreç bizi bugünlere getirmiş durumda.
Kültür de kalmadı, gelenek de...
‘Antalyaspor kültürü yada Antalyaspor geleneği’ diyebileceğimiz tek bir şey var o da ayak tenisi turnuvası.
Onu düşünenden de, yapandan da Allah razı olsun.
Sosyal medya da olmasa kentte Antalyaspor neredeyse hiç konuşulmayacak duruma geldi.
Neden bu hale geldik? Kimsenin bir fikri yok.
Peki nasıl düzelecek?
Bununla ilgili de kimsenin bir fikri yok.
Çünkü herkes günü kurtarma derdine düşmüş durumda.
Bundan dolayı da Antalya’da önemli bir kurumun genel müdürü bin kilometre uzaklıktaki Trabzonspor’un maçına gidiyor, Trabzon medyasına demeç veriyor ve ‘Ben Trabzonspor taraftarıyım’ diyebiliyor. Sonra tepkiler oluşunca sosyal medyadan açıklama yapmak zorunda kalıyor.
İşte Antalyaspor’un bugünkü durumunun en net fotoğrafı budur.
İsteyen istediği takımı tutabilir. Bunda herhangi bir sorun yok.
Ama keşke o açıklamaların içinde; ‘Ben Antalyaspor’un her maçına da geliyorum’ demiş olsaydı...
Keşke; sezon başında Antalyaspor Kulübü’nün başlattığı koltuk kampanyasına ben de destek verdim deseydi...
Keşke; taraftar otobüs ararken en kötü günde ben otobüs desteği sağladım deseydi.
Keşke; Okullardaki duvar saati kampanyasında ben de varım deseydi.
Keşke; Tansu Duran gibi, Kahraman Köktürk gibi maça 1 kişi fazla gelmesi için elimden geleni yapıyorum deseydi.
İnanın işte o zaman alkışlardım.
Neden bu konulara bu kadar hassasız? Çünkü bu kenti birleştiren ortak payda Antalyaspor’dur.
Antalyaspor; tüm siyasi görüşten insanı buluşturan, birlikte sevinmelerine, birlikte üzülmelerine neden olan tek olgudur.
Ak Partili ile CHP’liyi yan yana oturtup golden sonra birbirlerine sarılmasını sağlayan kültürdür; futbol.
İşte biz kentte uzun zaman önce kaybettiğimiz bu kültürü yeniden yakalamak zorundayız.
Tüm kenti eskisi gibi ortak paydada buluşturmak zorundayız.
Ne zaman Antalyaspor bu kentin ana gündemine girer işte o zaman başkan aramak yerine başkanların yarıştığı genel kurullar yaparız.
O zaman bu kentin sokakları kırmızı beyaza boyanır, sınıflarında Antalyaspor saatleri asılır.
Çocuklar kentin sokaklarında forma ile gezer, caddelerini yırtık bayraklar değil şampiyonluk bayrakları süslemeye başlar.
Antalyaspor bu kentin ortak paydası olursa bu şehrin yüzü güler, esnafı para kazanır.
İşte bundan dolayı futbol asla sadece futbol değildir.