Şükûfe Nihal şiir, öykü ve roman yazmış bir edebiyatçımızdır. Kendisine Nazım Hikmet'in delicesine aşık olduğu söylenir. Nazım Hikmet, bir edebiyat toplantısında Şükûfe Nihal'e 'Sen benimle neden ilgilenmiyorsun?'notu gönderir. Aldığı yanıt 'Dost kalalım!' olunca Nazım 'Bir Ayrılış Öyküsü' adlı şiiri yazar.

'Şimdi ne söylüyorsam
karanlıkta bir fısıltı gibi sen öğrettin bana.
Ve ben artık biliyorum:
Toprağın –yüzü güneşli bir ana gibi –
en son en güzel çocuğunu emzirdiğini.'

Birçok şaire o güzel şiirleri karşılıksız aşkları mı yazdırmıştır?

Tomris Uyar, Edip Cansever'le aralarındaki bağı şöyle anlatır:

'Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın, gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.'

Edip Cansever de Tomris Uyar için;

'Tomris rakıyı çok severdi, bense onu.' der.

2'nci Dünya Savaşı yeni bitmiş, her şey gibi ilaç da yoktur varsa da karaborsadadır. Bedri Rahmi Eyüboğlu'nun sevdiği Marimenenjit-tüberkülozdur. Bedri Rahmi ilaç almak için birçok tablosunu satsa da Mari'yi kurtaramaz. İşte o dönem içkiye başlar 'Karadutum, çatal karam, çingenem/Nar tanem, nur tanem, bir tanem' şiirini yazar.

Attila İlhan'ın Ermeni asıllı Fransız Maria Missakian aşkı tam bir trajedidir. 1948 yılında Paris'te tanıştığı Maria'yı Türkiye'ye götürmek ister Attila İlhan ama bunu başaramaz. Attila İlhan döner Türkiye'ye. Maria ile sürekli mektuplaşır. Zamanla bu mektuplar gelmez olur. Attila İlhan çok sonraları Maria'nın mutsuz bir evlilik yaptığını ve alkolik olduğunu öğrenir. Yağmur Kaçağı şiir kitabının içindeki Maria Missakian sayfasını imzalayıp gönderir. Bu son yazışmaları olur.

'Yine akşam oldu Attila ilhan/üstelik yalnızsın sonbaharın yabancısı
belki Paris'te Maria Missakian/avuçlarında bir çarmıh acısı
gizlice bir sefalet gecesi/çocuğunu boğarmış gibi boğup Paris'i
sana kaçmayı tasarlar her akşam.'

Şair Sezai Karakoç'a Mona Roza şiirini yazdıran Muazzez Akkaya'ya duyduğu karşılıksız aşk olduğu, şiirin yazılmasından tam 50 yıl sonra netleşmiş. Sezai Karakoç, Mülkiye'de öğrenciyken aynı okulda okuyan Muazzez Akkaya'ya duyduğu aşkı 14 kıtadan oluşan Mona Roza adlı şiirde, hasret ve sitem duygularıyla dile getiriyor.

'Açma pencereni perdeleri çek/Mona Roza seni görmemeliyim
Bir bakışın ölmem için yetecek/Anla Mona Roza, ben bir deliyim
Açma pencereni perdeleri çek…'

O'na körkütük aşıktır. 'Leylim'diye hitap eder. Yazdığı 60'ın üzerinde mektup kitap haline getirilir. Ancak o bu kitabı göremeden yaşama veda eder. Ahmed Arif'tir o şair.'dost olalım' diyen sevgilinin hasretinden prangalar eskitir: 'Sen ister dostum ol ister sevgilim. Yeter ki hayatımda ol. Sen bana geldikçe sana ihtiyacım olacak. Senden başka hiç bir isteğim yok.' diye seslenir.

'Ard- arda kaç zemheri,/Kurt uyur, kuş uyur, zindan uyurdu.
Dışarda gürül- gürül akan bir dünya…
Bir ben uyumadım, Kaç leylim bahar,
Hasretinden prangalar eskittim.
Saçlarına kan gülleri takayım,
Bir o yana
Bir bu yana'

Özdemir Asaf'ın karşılıksız aşkı Lavinia'ya yazdığı şiirden bir bölümle tüm kadınlarımızın 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nü kutluyorum.

'sana gitme demeyeceğim./üşüyorsun, ceketimi al./günün en güzel saatleri bunlar.
yanımda kal./sana gitme demeyeceğim.
gene de sen bilirsin./yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
incinirsin./sana gitme demeyeceğim/ama gitme, lavinia/adını gizleyeceğim.
/sen de bilme, lavinia'

Bütün aşklar karşılık bulsun dileklerimle.