Eylül’ü de arkamızda bıraktık. Bu yaz, sıcaklardan dolayı ellerinden geldiğince uzak durdular sahillerden ama artık vakit gelmişti. Öyle ya havanın bir tık soğuduğu, sahillerin ıssızlaştığı anları kovaladılar hep. Sahiller artık onlarındı.

Balık tutmak; sakin, dingin bir hobi gibi görünürdü bana ya da etkileri o yönde... Hatta balık tutanları dışarıdan gözlemlediğimde fazlasıyla durağan, huzurlu, sabırlı, bir şeylerin sırrını çözmüşler gibi görünürlerdi dışardan, ta ki içlerine girene kadar…

Tutamayanlar Grubu, fazlasıyla hareketli tiplerdi, balık ne alaka? Saatlerce kısmetimizi beklemek falan,  bu macera nasıl başladı onu da hatırlamıyorum ama özümüz hep avcı toplayıcı… Bu bitmeyen kısır döngü, bu başarısızlık hikayeleri neden bu kadar eğlenceli?

Tonlarca para döküldü, en güzel oltalar alındı, hazırlıkların biri bin pare, bu iş kıyıdan olmuyor denilip tekne bile alındı. Yani bütün olasılıklar en ince ayrıntısına kadar düşünülünce o balığın koşa koşa gelmesi lazım oltaya. Nice totemler denediler, (kasette çalan müzik, yanlarında bulunan insanlar, hatta oltanın ucundaki fosfor rengine kadar) ama sonuç hep hüsran. Pazar pazar gezdiler, ucuz kalamar bulmak için. Oysa kalamar, çilingir sofralarının vazgeçilmez mezesi değil miydi? Ama onlar balıkların damak zevklerini hiç ihmal etmediler. Tanrılarla bile pazarlığa oturdular. Poseidon’a kalkan kadehler, Zeus’la yapılan şimşek pazarlıkları…

Yan oltada ekmekle peş peşe balık avlayan dayılardan feyz de alınırken, kalamarlarla balıkları besleyip eve elleri boş dönmek, bu neyin cezasıydı? Nerede hata yapılıyordu hiç bilinmedi.

Duyumlar takip edildi, kilometrelerce yollar kat edildi. Akşam suları, sabah suları farklı sularda yaşandı.  Balık mesailerinde sabah sularından akşam sularını beklerken kendilerini sabahçı kahvelerinde akşama kadar batak masalarında oyun oynarken buldular. Yağmura, soğuğa aldırış etmeden kovaladılar, katil kayalıklarda seke seke ilerlerken kaç ayakkabı parçalandı…

WhatsApp Image 2023-10-03 at 16.07.33

Ama nafile yine tutamadılar.

Artık bir noktadan sonra iğnelerinde balık görmeyi mucize olarak görüyorlardı oysa bu bekleyişte birçok doğa mucizesine tanıklık ettiler. Kayan göktaşları, adlandıramadıkları cisimler, oltalarında balık beklerken denizin üzerinde uçan karganın olta ipine takılması. Balık beklerken karga bile tuttular…

Aslında devam etmelerini sağlayan, motivasyon kaynakları da bu mucizelere tanıklık etmek. Belki de gösterdikleri azmi ve eğlenceyi sevmişlerdi. Her balık avı onları bambaşka maceralara sürüklemişti.

Tabii bu süreçte üç beş bir şeyler yakaladılar, haklarını yemeyelim.

Ama her zaman sezonu açmak onların tabiriyle laneti kırmak zor oluyordu.

Bu akşam da sahilde yerimizi aldık. Tutamayanlar sanki her seferinde kovalar dolusu balık tutuyormuşçasına büyük bir heyecanla yemlerini oltalara yerleştirip atışlarını yaptılar. Heyecanlı bekleyiş başladı. Her vuruşta hep beraber ayaklanıp oltaları kontrol ettik.

Yağmur başlayınca etrafımızdaki insanlar da dağıldı. Gökyüzü muhteşemdi. Bulutların her hareketi görsel bir şova dönüştü. Bulutları izlerken vuruşlar hareketlendi ve oltaya koştuk. Bu sezonun ilk balığını tutabilmiştik. Yarım saat içinde ikincisini de alınca yaptığımız totemleri bir sonraki maceramız için hafızamıza kazıdık.

Tutamayanların laneti kırıldı.

Haydi rastgele…