Genlerin yaşlılıkta önemi var mı? Araştırmalar genlerimizin yaşam süremizde önemli rol oynadıklarını gösteriyor. Yaşı 100 veya üzerindekilerin çocukları da uzun ömürlü oluyor. Anne veya babası uzun yaşamamış olanlara göre kalp krizi geçirenlerin sayısı daha az. Şeker hastalarına da daha ender rastlanıyor. Anne veya babası 90 yaşına veya üzerine çıkan kadınlarda ölüm riski 0,83’e, kalp hastalığından ölüm riski 0,76’a geriliyor (Terry 2003)[1].Genlerin rolünü göz ardı etmeden, yaşam süresinin herkeste uzadığını da söylemek gerekir. Her ne kadar genlerin rolü varsa da, yaşam süremizin uzamasına yol açan çok daha fazla insanın ileri yaşlara erişmesini sağlayan faktörler, yaşam koşullarında yaratılan iyileşmedir.
Tabii ki bugün eskisine nazaran daha iyi yaşam şartlarına sahibiz. Fakat bunun herkese tanınan bir imkan olduğunu da söyleyemiyoruz. Çünkü bizim görüştüğümüz on binlerce yaşlıdan pek azının yaşam koşulları iyidir. Aksine çoğunun kötü şartlarda yaşadıklarını gördük. Özellikle konutlar çok berbat. Ama yaşlıların çoğu evinden memnundur.
Bu çelişki nasıl açıklanabilir? İnsan koşullara göre kendisini ayarlama yeteneğine sahip bir varlık. En zor koşullarda bile yaşam memnuniyetini yükseltebiliyor. Bunun için pek çok psikolojik numara geliştirmiş. Mesela karşılaştırma yapıyor. Karşılaştırma yaparken yakın çevresindekilere bakıyor ve kendi konumunu buna göre belirliyor. Eğer yakın çevresindekilere göre durumunun daha iyi olduğu sonucuna varıyorsa, o zaman kendisini bu koşullarda mutlu hissedebiliyor. “Bizden kötüleri var!” Bu sözü herkes bilir. Bunu derken, aslında “halime şükretmeliyim” demek istiyor ve kötünün içinde daha az kötü koşullarda yaşamaktan memnuniyet hissini geliştirebiliyor.
İnsanın bu tür tuhaf, avuntu elde ettiği psikolojik numaralarını dikkate alabiliriz, ama sırf kendisini bu tür avuntularla iyi hissettiği için, yaşlıların yaşam memnuniyetinin yüksek olduğunu iddia edersek, biz de kendimizi avutmuş oluruz.
Yaşlıların yaşam koşullarının iyileştirilmesi gerekmektedir. Fakirlik edebiyatından vazgeçmemiz, çağımıza uygun, çağdaş konutlar ve çağdaş fiziksel çevrede yaşama şansına sahip yaşlılar yaratmalıyız. Kafasında yarattığı dünyaya sarılan ve orada yaşam memnuniyeti arayanlardan ziyade, gerçek dünyada yaşam kalitesi gören ve hayata bağlı, aktif yaşlıların çoğalmasını sağlayacak girişimlere yönelmeliyiz.
Yaşlılık masalı dönemini kapamamız, yaşlılığı bilinçli girişimlerle yapılandırmamız gerekmektedir. Az konuşup, çok çalışmak gerekir. Ama bunun aksini yapanlar bugün çoğunluktadır.