Antalya denince akla genellikle turizm ve tarım gelir. Oysa şehrin ekonomisi yalnızca otel doluluk oranlarıyla yaz sezonundaki turist sayısıyla ya da sebze-meyve ihracat rakamlarıyla ölçülmemeli. Antalya Hipodromu, bu kentin turizm dışında da güçlü bir ekonomik ve sosyal damar taşıdığını gösteren önemli ama çoğu zaman gözden kaçan yapılardan biri konumunda.
Hipodrom, ilk bakışta yalnızca at yarışlarının yapıldığı bir alan gibi algılanıyor. Ancak işin perde arkasına bakıldığında, burada dönen ekonomik çarkların şehir hayatına doğrudan dokunabileceği aşikar. Yarış günlerinde oluşabilecek istihdamdan başlayalım... Jokeyinden seyisine, veterinerinden nalbantına, bahis gişesindeki personelden güvenliğe kadar yüzlerce kişi bu ekosistemden geçimini sağlıyor. Dolaylı etkiler ise çok daha geniş. Ulaşım, yeme-içme, konaklama ve perakende sektörleri, biraz ilgi gösterilse yarış günlerinde belirgin bir hareketlilik yaşayabilir.
Antalya Hipodromu’nun bir diğer önemli artısı, kış aylarında yurt içi seyahatlere katkıda bulunması. Turizmin görece yavaşladığı dönemlerde atçılık sektörü adeta bir denge unsuru görevi görebilir. Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen at sahipleri, antrenörler ve yarışseverler Antalya’da konaklar, harcama yapar ve şehir ekonomisine taze bir nakit girişi sağlar. Bu yönüyle hipodrom, Antalya’nın “dört mevsim yaşayan şehir” iddiasını destekleyen yapılardan biri olmaya namzettir.
Atçılık aynı zamanda tarım ve hayvancılıkla da iç içe. Yem üretimi, lojistik, bakım ve sağlık hizmetleri gibi alanlar kırsal ekonomiyle şehir arasında önemli bir köprü görevini yerire getirebilir. Bu da Antalya’nın yalnızca bir turizm kenti değil, çok yönlü bir üretim ve hizmet merkezi olduğunu hatırlatır.
Elbette işin sosyal boyutunu da unutmamak gerekir. Hipodrom, belirli günlerde binlerce insanı bir araya getiren, şehre farklı bir sosyal soluk kazandıran bir mekân. Ailelerin, her yaştan gençlerin ve yarış tutkunlarının bir arada vakit geçirebildiği bu alan, doğru tanıtılır ve kullanılırsa kentin kültürel çeşitliliğine katkı sunabilir.
Kısacası Antalya Hipodromu, yalnızca bir yarış pisti değil; istihdam yaratan, ekonomiyi çeşitlendiren ve şehre yıl boyu canlılık katan stratejik bir değer konumunda. Antalya’nın geleceğini konuşurken, bu tür “sessiz ama güçlü” katkıları da masaya yatırmak gerekiyor. Çünkü bir şehrin gerçek gücü, tek bir sektöre değil, birbirini besleyen çok sayıda yapıya sahip olmasında yatıyor.