Biz hiç dertlere, kederlere kadeh kaldırmadık.'Hoşgeldin'le başladık hep,
sonra muhabbete, keyfimize,
'her günümüz böyle olsunlara',
'sana' dedik,
'bize'...
adı masada olup da uzakta olanlar,
masanın altındaki Chopin'e, Odin'e,
Orhan Gencebay'a, Zülfiye, Ruhi'ye, Atilla İlhan'a, Ahmet Arif'e , Nazım'a, Neşet'e, Fikret babaya.
Sudaki kara pullu balıklara, kestane ağaçlarına, nergislere, böğürtlenlere...
Kafamız güzel olunca, hep bir ağızdan 'İncirler olana kadar kalsaydın bari' diye, sonuna kadar bilmediğimiz bir şarkının nakaratına.
.......
Ha! bir de sevdiğimiz kadınlara...
.....
Yine böyle bir gecenin sonuna doğru usulca masaya fısıldadım;
'Sevdiğimiz kadınlar bizim neyimizi sever Şehrazat?'
Uzun gri saçlı adam ; 'Deme bu saatten sonra böyle laflar' dedi. 'Çıkamayız işin içinden sabahlarız!...'
Bir kaç ay önce Fikret Otyam'ı anma gecesinde Şükrü Erbaş kendi şiirini okumuştu.
O geceyi o şiirle boğmuş, yazarlığımdan, okumuşluğumdan utanmıştım.
'Sen de yazarım diye geçiniyorsun. Bak elin adamları tek satırla insanı beyin üstü betona çakıyor, paramparça ediyor!...'
Sahi hiç düşünmemiştim bunu, düşünmemiştik.
Satırları aralamayacak kadar yorgun ve sarhoştuk.
Kim nasıl açıklayacaktı şimdi şairin;
'Sonsuzluk, Şehrazat, ölümden sonra mı başlar, yaşayalım diye
bize verilen şu hayat mıdır?' dizelerini.
Okuyalım ve kapatalım geceyi deyip, kadehlerimizi Şükrü Erbaş'a kaldırdık. Üzerine konuşmadık, tartışmadık. Tek laf etmedik...
Akşamlar, Şehrazat, dünyanın her yerine aynı kederle mi iner?
Işık neden canımızdan çekilir bu saatlerde? Ağaçlar neden
bir top pıtrağa döner? Kapılar ağırlaşır. Kimse başını kaldırıp da
bakmaz gökyüzüne?
İnsan çocukluğundan yeni bir soluk almadan acısına katlanabilir mi?
Kim inandırdı bizi Şehrazat, yaşamanın ölümden büyük olduğuna?
İçine doğduğumuz sabah neden rüyalarımızdan daha kısa?
İnsan kendisini sevmeden başkasına dokunabilir mi hiç?
Çocuklarımız kirpiklerimizin gölgesinde nereye kadar büyür?
Sevdiğimiz kadınlar bizim neyimizi sever Şehrazat?
Şarkı söylemeden sabaha çıkabilir mi insan? Akşamlara kadar
kaç sesle yaramızı sever dururuz?
Sonra kapımız çalınır. Gelir bir dost tedirgin eşit sıkıntılarda.(1)
Neden yalnızlığımızı birbirimize gösterirken utanırız?
İnsan susarak da anlaşılmak ister. Sevdiğimiz insanlardan
bunu beklemek çok mu Şehrazat?
İyilik, korku içinde yaşar mı hiç? Haysiyet yarasının merhemi var
mıdır? Yüzü yere düşen insan evlere nasıl sığar?
Şimdi neden acı verir eski mutluluğumuz?(2)
Gönül yorgunluğu, insan yorgunluğu mudur, beden yorgunluğu mu?
Kan pıhtısı bir arzuyla güzelliğe bakmak nasıl bir yaşama cezasıdır?(3)
Sonsuzluk, Şehrazat, ölümden sonra mı başlar, yaşayalım diye
bize verilen şu hayat mıdır?
Dedim ya biz kadehlerimizi hiç dertlere, kederlere kaldırmadık.
Çünkü biz hiç umudumuzu yitirmedik,
Ne hayattan, ne aşktan yana....
Trend Haberler
Antalya'dan iki üniversite ilk 100'e girdi
Antalya'da ortak çağrı: 7527 sayılı yasa geri çekilsin
Antalya’dan motorin zammına tepki
Antalya kulübünün futbolcusu Avrupa’ya transfer oldu
Antalya Havalimanı'nda karşılama sistemi değişti
Side Beach Cafe'de çalışmalar devam ediyor