9-20 Kasım 2026 tarihleri arasında, Antalya için bir hayalin gerçeğe dönüşeceğini göreceğiz. EXPO alanında Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) sadece küresel iklim politikasının kalbinin burada atmasını sağlamayacak aynı zamanda Antalya’nın çehresini, ekonomisini ve vizyonunu kökten değiştirecek bir milat olacak.
Peki, bu dev organizasyon dağıldığında Antalya’nın elinde ne kalacak? Gelin hep beraber EXPO alanında COP31 için yakılan ışıklar söndükten sonra kentimize neler kalacak o devasa mirasa yakından bakalım.
Antalya kitle turizmi genellikle yaz aylarına sıkışan, sonbaharla birlikte yavaşlayan bir çarktır. Ancak COP31 bu ezberi bozuyor. 190’ı aşkın ülkeden 100 bini aşkın resmi katılımcının ve zirve süresince şehre giriş çıkış yapacak 1 milyon insanın yaratacağı sirkülasyon, turizmde ezberleri bozacak nitelikte. Kasım ayında EXPO alanına yakın Belek ve Kundu’daki otellerin yüzde 100 doluluk oranlarına ulaşması, esnafın, otelcinin ve tüm kentin turizm sezonunu yıl sonuna kadar kesintisiz uzatması anlamına geliyor. Bu, kentin kasasına milyarlarca liralık doğrudan bir ekonomik girdi demektir.
COP31’in Antalya’ya en büyük hediyelerinden biri de kalıcı altyapı yatırımları olacak. Dün Antalya Valisi Hulusi Şahin, COP31 zirvesi öncesinde yapılan çalışmaları değerlendirdi. Zirve vesilesiyle Antalya Havalimanı’nın kapasitesi yıllık 82 milyona çıkarıldığını, Kundu-Belek aksında açılan ve iyileştirilen 37 kilometrelik yeni yol ağının zirveden sonra da Antalyalıların günlük trafiğini rahatlatmaya devam edeceğini öğrendik. Şehir içi ulaşıma kazandırılan 50 adet çevreci CNG’li otobüs ve kentin dört bir yanına kurulan arıtılmış içme suyu istasyonları, Antalya’nın ‘yeşil şehir’ kimliğini lafta bırakmayıp altyapıya kazıyan kalıcı kazanımlardır.
Yıllardır "Sonrası ne olacak?" diye tartıştığımız 1 milyon 109 bin metrekarelik EXPO Antalya alanının, COP31 ile birlikte küresel bir kimlik kazanacağını hatırlatalım. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın projeleriyle bu alanın, zirvenin ardından dünyanın en büyük kongre ve fuar merkezlerinden biri olarak hizmet vermeye devam edeceği söyleniyor, bekleyelim görelim ve alkışlayalım. Bu ne anlama geliyor? Antalya’nın artık sadece "deniz-kum-güneş" şehri değil, 12 ay boyunca nitelikli kongre turizminin dünya genelindeki en prestijli merkezlerinden biri olması demektir.
Zirvenin bir başka önemli kazanımı da Antalya'nın doğasına dokunuşu olacaktır. Üç Adalar bölgesinde deniz ekosistemini koruma adına başlatılan biyolojik çeşitlilik çalışmaları ve plajlarda hayata geçirilen çevre dostu uygulamalar, Antalya’nın gelecekte de mavi kalmasını garanti altına alacak. Kentin 200’den fazla antik kenti, coğrafi işaretli ürünleri ve eşsiz gastronomisi, dünya liderlerinin ve küresel medyanın hafızasına kazınacak.
Son Söz: Geleceğe Atılan İmza
COP31, Antalya için gelip geçici bir organizasyon, bir diplomatik trafik seremonisi değildir. Bu zirve; milyarlarca liralık ekonomik canlılık, devasa ulaşım yatırımları, turizmin 12 aya yayılması ve hepsinden önemlisi binlerce Antalyalı gencin bu organizasyonda görev alarak uluslararası arenada edindiği "yeşil kariyer" fırsatıdır.
Antalya, Kasım ayında sadece dünyayı ağırlamayacak; dünya sahnesinde kendi geleceğini ve liderliğini ilan edecek.
Bu tarihi fırsatı en iyi şekilde değerlendirmek ve bu mirasa sahip çıkmak hepimizin görevidir.