Geçtiğimiz 14 Şubat Sevgililer Günü’nde Antalya’da sessiz sedasız gerçekleşen bir açılış vardı. Akdeniz Üniversitesi yerleşkesi içinde 7-8 dönüm alanda faaliyet gösteren Antalya Teknokent’in 235 milyon liraya mal olan Ar-Ge 4 Binası ve Girişim Ofisi Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır'ın katılımıyla hizmete girdi. Antalya Valisi Hulusi Şahin, Teknokent Genel Müdürü İbrahim Yavuz ve bazı milletvekillerinin de katıldığı açılış töreninde Sayın Bakan, Sayın Valimiz ve Sayın A.Ü Rektörü Prof. Dr. Özlenen Özkan, Türkiye’nin 100’üncü yıl inşasında teknoparkların önemi konusunda çok güzel mesajlar verdi. Bu açılış nedeniyle benimde kafamda cevap bekleyen sorular oluştu.
Biz ne üretiyoruz?
Ne kullanıyoruz?
Ne satıyoruz?
İşte bu sorunun tam ortasında teknoparklar, diğer adıyla teknokentler duruyor.
Bu soruların yanıtları bu alanlarda.

***

Ege Üniversitesi içindeki Ege Teknoparkın 2015 yılı ocak ayında faaliyete geçtiği günü hatırlıyorum. Aradan 10 yıl geçmiş. O gün 83 dönüm alandaki Teknoparkta 17 firmaya yer tahsisi verilmişti, bugün firma sayısı 150’ye yaklaşmış. O bölgedeki Ar-Ge ve İnovasyon çalışmaları sonucunda 12 milyar dolarlık bir ihracat katkısı sağlanıyor, binlerce kişi de istihdam ediliyor.
Orada 10 yıl önce bir gelecek inşa edilmişti.

***

Henüz Antalya Teknokentini gezemedim. İzin alırsam ilk fırsatta oradaki firmalardan da ne yaptıkları konusunda bilgi almak isterdim. Antalya’da 2010/2020 yılları arasında 10 yıl çalıştığım PR Banu Tonguç Ajans’ta medya danışmanı iken özellikle Organize Sanayi Bölgesi içinde faaliyet gösteren Ankutsan ve Cantek gibi iki uluslararası markanın Ar-Ge çalışmalarını yakından izlediğim için bilirim.
Antalya ekonomisine katma değer sağlayan önemli markalar bunlar.
Çoğalması dileğimdir.

***

Nedir, Teknopark ya da diğer adıyla Teknokentler?
Bir masanın üzerinde devre kartları, diğerinde algoritmalar, köşede genç bir mühendisin yazdığı kodlar. Bu ülkenin görünmeyen emekçileri onlar.
Beyaz önlüklü, klavyeli, düşünen işçiler.
Onlar yağlı tulumlarla değil, gözaltı torbalarıyla çalışanlar.
Ama alın terleri aynıdır.
Eskiden işçi, bant başında kolunu satardı.
Bugün teknoparkta gençler beyinlerini satıyor ama çok daha değerlisini üretiyorlar: Bilgi.
Sorun şu ki Türkiye uzun yıllar boyunca bu bilginin kıymetini bilmedi.
Üniversitelerde yazılan tezler raflarda tozlandı, laboratuvarlar kapalı kaldı, beyinler bavullarla yurtdışına gitti. Şimdi Üniversiteler ve kamu kuruluşları, özel sektör birlikte çalışıyorlar.

***

Teknopark ya da teknokentler gençlere bir anlamda “kal” çağrısıdır!
Gitme, burada üret.
Bu ülkenin geleceğini başkalarının eline bırakma.
Bugün Türkiye’nin gerçek kalkınması; köprülerle, betonla değil, kodlarla, patentlerle ve fikirlerle ölçülür.
Ve bu fikirlerin atölyesi teknoparklardır.
Eğer bu ülke bir gün gerçekten güçlü olacaksa, o güç ne borsadan ne de inşaattan gelecek.
O güç, gecenin üçünde bir teknopark ofisinde çalışan, “Bu ülke için bir şey yapıyorum” diyen bir gencin bilgisayar ekranından doğacaktır.
Ve işte o zaman Türkiye, sadece çalışan değil, düşünen bir ülke olacaktır.
Türkiye’nin gelecek 100 yılı ancak böyle kurulur.