Bir ürünün tarlada ya da depoda kaybolmasıyla bir hanenin alışveriş listesinden o ürünü çıkarması, gıda meselesinin iki ayrı ucunda duruyor. Bir tarafta üretiminde su, emek ve enerji harcanıp sofraya ulaşmayan ürünler; öte tarafta mutfak bütçesini her alışverişte yeniden kuran haneler var. İklim krizi, bu iki ucu aynı hikâyede buluşturuyor.


Antalya, 9-20 Kasım tarihleri arasında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e ev sahipliği yapıyor. Programın ilk tematik günü gıda, tarım ve sağlığa ayrılmış; gıda güvenliği başlığı su, iklim, kadın çiftçiler ve dayanıklı tarım konularıyla birlikte ele alınmış. Bu çerçeve, sofradaki meselenin tarladan kente uzanan bir ilişki ağı içinde düşünülmesi gerektiğini hatırlatıyor.


Gıda kaybı ve gıda israfı, tedarik zincirinin farklı aşamalarında ortaya çıkıyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), perakende öncesi tedarik zincirinde yaşanan kayıplarla perakende, yemek hizmeti ve tüketici aşamalarındaki israfı ayrı kavramlarla tanımlıyor. Bu ayrım, gıda kaybı ve israfını üretimden sofraya uzanan zincirin tüm halkalarıyla birlikte değerlendirmeyi gerektiriyor. Üretim biçimi, hasat sonrası altyapı, soğuk zincir, depolama, taşıma ve satış düzeni de sofraya ulaşan gıdanın miktarını belirliyor.


Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) verilerine göre hasat sonrasında tedarik zincirinde gıdanın yaklaşık yüzde 13’ü kayboluyor; haneler, gıda işletmeleri ve perakende aşamasında yaklaşık yüzde 19’u israf ediliyor. Gıda kaybı ve israfı, küresel sera gazı emisyonlarının yüzde 8-10’uyla ilişkilendiriliyor. Bu rakamlar, çöpe giden her ürünün arkasında harcanmış suyu, toprağı, enerjiyi ve emeği de görmemizi sağlıyor.


Gıda meselesi, üretim miktarı kadar gıdaya kimin hangi koşullarda erişebildiğiyle de ilgili. Sosyal yardım alanında çalışırken bir hanenin gıda ihtiyacını bütçedeki diğer giderlerden ayrı düşünemiyorum. Kira, faturalar, ulaşım, bakım ve çocukların ihtiyaçları aynı gelirden karşılanıyor. Mutfak hesabı daraldığında haneler miktarı, ürün çeşidini ve besleyici seçenekleri yeniden tartıyor. Alışverişi planlama, eldeki ürünü idare etme ve yemeği yetiştirme emeği de ev içinde eşit dağılmıyor; bu yük kadınların ücretsiz emeğine bırakılabiliyor.


Gıda kurtarma uygulamalarında ürünün toplanması ve dağıtılması kadar, hangi ürünlerin kurtarıldığı, ne kadar süreyle güvenle saklanabildiği, hangi mahallelere ulaştığı ve desteğin hanelerin ihtiyaçlarına nasıl karşılık verdiği önem taşıyor. Yardımın düzenli, besleyici ve insan onurunu gözeten biçimde sunulması, gıdaya erişimi güçlendiren uygulamaların temelini oluşturuyor.


Gıda kurtarma, acil ihtiyaca bugün yanıt verebilir. Kalıcı gıda güvencesi ise hanelerin yeterli gelire, sağlıklı gıdaya ve düzenli kamusal desteğe erişmesiyle kurulur. Bu yüzden başarıyı kurtarılan ürünün miktarıyla birlikte, o gıdanın kimin sofrasına ulaştığı ve hanelerin yaşamında neyi değiştirdiği üzerinden de değerlendirmek gerekir.


Bir ürünü çöpe gitmekten kurtarmak, üretiminde kullanılan suyu, enerjiyi ve emeği de korumak anlamına gelir. O ürün ihtiyaç duyulan sofraya güvenle ulaştığında iklim eylemi toplumsal hayatın içinde karşılık bulur.