Birbirimizin başına gelenlerden haberdar olmadığımızda, ortak hayatı eksik bilgiyle kurarız. Hangi olayın haber olduğu, kimin sözünün duyulduğu ve hangi sorunun izinin sürüldüğü, toplumun neyi ortak mesele sayacağını belirler. Gazetecilik, kamusal alanın kuruluşuna bu tercihler üzerinden katılır.


Jürgen Habermas'ın kamusal alan fikri, toplumun ortak meselelerinin konuşulabildiği ve yurttaşların kanaat oluşturabildiği alanı anlatır. Bu alan kendiliğinden eşit kurulmaz. Nancy Fraser, toplumsal eşitsizliklerin kimin konuşabildiğini, kimin sözünün ciddiye alındığını da belirlediğini hatırlatır. Gazetecilik, kamusal alanın sınırlarını her gün yeniden çizer. Hangi hayat haber konusu olur, hangi talep duyulur, hangi sorun ortak mesele sayılır?


Bir olayın haber olması, o olaya ilişkin bütün sorunları hemen çözmez. Fakat olayın üstünün gündelik akış içinde örtülmesini zorlaştırır. Bir çocuğun eğitim hakkı, bir işçinin çalışma koşulları, bir mahallenin su sorunu haber olduğunda, insanlar kendi yaşadıklarının tek başlarına taşıdıkları bir yük olmadığını görür. Ortak bir ad bulan sorun, ortak bir talebe dönüşebilir.


Sosyolog Michael Schudson gazeteciliğin demokratik işlevleri arasında bilgi vermenin yanı sıra araştırmayı, çözümlemeyi, toplumsal empatiyi ve kamusal tartışma alanı açmayı da sayar. Bu işlevler, haberin toplumdaki yerini anlatır. Gazeteci yalnızca "Ne oldu" sorusunu yanıtlamaz; "Bu neden oldu, kimin hayatını etkiledi, kim bunun hesabını vermeli" sorularının da peşine düşer.


Gazeteciliğin bu gücü, haberin nasıl kurulduğunu da önemli kılar. Hangi kaynağa başvurulduğu, kimin sözüne yer verildiği, olayın hangi çerçeveden anlatıldığı okurun gördüğü resmi belirler. Bir haber, bazı hayatları açıklayan; bazılarınıysa haberin dışında bırakan bir seçime dayanabilir. Mesleki bağımsızlık, doğrulama ve farklı seslere alan açmak haberin niteliğini belirler; toplumun ortak gerçekliğinin nasıl kurulacağını da etkiler.


Basın özgürlüğü de gazetecilerin çalışma koşullarına indirgenemez. Yurttaşın yaşadığı kentte ne olup bittiğini öğrenme, yönetenlere soru yöneltme ve ortak kararları tartışma imkânıyla doğrudan ilgilidir. Haber kanalları daraldığında, toplumun kendi deneyimlerini karşılaştıracağı ve ortak sorunlarını tanıyacağı alan da daralır. Herkesin kendi başına yaşadığını sandığı meseleler, birbirinden habersiz hayatların içinde kalır.


Gazetecilere dönük dayanışma, bu nedenle meslek mensuplarını savunmanın ötesinde bir anlam taşır. Kamusal alanda kimin konuşabileceğine, hangi sözlerin dolaşıma gireceğine ve toplumun kendisi hakkında ne bileceğine ilişkin bir tutumdur. Bir araya gelen insanlar, haberin ve hakikatin ortak hayat için taşıdığı değeri de savunur.


Gazetecilerin yanında durmak, birbirimizin hayatından haberdar olma ve ortak meseleler hakkında söz kurma hakkımıza sahip çıkmaktır. Çünkü birbirimizin hayatından haberdar olmadığımızda, ortak sorunları da ortak sorumlulukları da tanıyamayız. Gazetecilik, toplumun kendi hayatı üzerine söz kurabilmesi için gerekli bilgiyi dolaşımda tutar.