Bir ortamda sessizlik olunca dile getirilen “Bir yerlerde bir kız dünyaya geldi” sözünü duymuşuzdur. Asırlardır kızların doğumu sessizlikle karşılanmıştır ve doğan her kızdan bu sessizliğin devamının getirilmesi için ona biçilen rolleri sessizce oynaması beklenmiştir. Erkek egemenliğine mutlak bir itaat, kocaman bir suskunluk… Kadınlara en çok da suskunluk yakışıyor değil mi?
Pat Barker’ın yazdığı ‘Kızların Suskunluğu’ adlı kitaptan bahsedeceğim. Homeros’un İlyada Destanı’na farklı bir bakış açısı getirdiği için fazlaca beğenilen bir kitapmış. Guardian’a göre 21. yüzyılın en iyi 100 kitabından biriymiş. Tabii bunlar kitabın önüne arkasına serpiştirilmiş biraz ticari; farkında olmadan biraz da beklentiyi yüksek tutan söylemler.
İlyada Destanı; Truva Savaşı’nın son bölümünü anlatır. Yıllar önce savaşçı Akkilleus’u Brad Pitt’in oynadığı ‘Troy’ filmi İlyada’yı ekranlara taşımıştı. Efsane bir filmdi.
Sonrasında en güncel ‘Ben Kirke’nin yazarı Madeline Miller, Akkilleus’un Şarkısı adlı romanında destanı bir kez daha önümüze getirdi. Harika bir kitaptı.
Kızların Suskunluğu’nda da Bir İlyada Destanı okudum. Yazar, Brisseis’in ağızından İlyada Destanı’nı anlatıyor. Destanı kadınların savaşlarda başlarına neler geldiğini anlatmak için kullanıyor ama savaşlarda en büyük ganimetin kadın olduğu vurgusunu yapmak ve bu kadınların başına korkunç olayların gelmesi için 3 bin yıl öncesine gitmeye gerek var mıydı? Yaşadığımız çağ bunlarla dolu.
Yazar güzel bir giriş yapıyor ve destanın en büyük kahramanından “Kasap” diye bahsediyor. Ama sonrasında kendisiyle çelişerek kahramanın cazibesine, destanın büyüsüne kapılıyor. Bu yüzden bence bu destan yazar için doğru bir tercih olmamış. Çünkü hiçbir duygu; destanla özdeşmiş, erkekler dünyasındaki güç savaşının, kahramanlık hikayesinin önüne geçemez.
Beni en çok şaşırtan; savaşta arka planda kalan kadınların başlarına ve kendi başına gelenleri anlatan Brissesis karakteri; bu süreci kabullenip sineye çekip susuyor. Ben buradan şöyle bir sonuç çıkartıyorum. Yazarımız da diğer kadınlar gibi susuyor. Belki de şaşırmamalıyım kitabın adı “Kızların Suskunluğu”... Tüylerimizi diken diken edip öylece susun zaten, ne bir mücadele, ne de bir isyan...
Kitabın son paragrafını okumasaydım bu kitap tam da yukarıda anlattığım gibi eleştirilerimin kurbanı olacaktı.
Yazar; Akhilleus’un hikayesi bitmeden kendi hikayesinin başlayamayacağını açıkça dile getiriyor. O da başından itibaren kendi hikayesinin destanın gölgesinde kalacağının bilincindeymiş yani koca bir kitap sadece bir başlangıçmış. Eh be Barker, seni sinsi şey seni! Bu hikaye ‘Truvalı Kadınlar’la devam ediyor. Bakacağız, lütfen artık kimse susmasın. Barker bunu bize borçlusun. Umarım ‘Truvalı Kadınlar’ tam bir haykırış olur.