Uzağı gören bilinçli insanların olaylar karşısında yaptıkları tespitlere ve uyarılara karşılık sözlerinin dinlenmemesi ve uyarılarının dikkate alınmaması, ilerleyen zamanda öngörülen şeylerin gerçek çıkması, Mitolojide Kassandra’nın Sendromu olarak açıklanır. Gerçeği göremeyen ve tedbirlerini almayan toplumlarının da bu nedenle yüzlerinin hiçbir dönemde gülmediğinin tarihte örnekleri çoktur.
Günümüzde ise derin yoksulluk, güvencesiz barınma koşulları ve kronik işsizlik karşısında bireyin hiçbir anlam ifade etmediğini fark ettiği çaresizliğin hiçliğe doğru gitmesi durumuna da ‘Bok gibi Hayat Sendromu’ anlamına gelen Shitty Life Syndrome (SLS) deniliyor. Kısaca SLS diye literatüre geçen bu sosyal hastalığa ‘Berbat hayat sendromu’ da diyebilirsiniz.
Bu bilgiyi sosyal medya hesabından paylaşan ve yorum yapan Sosyolog Yazar Dr. Hüseyin Karakuş’a göre; ‘Eğer bir birey, kirasını ödeyemediği için uyuyamıyorsa veya çocuğunun okul masraflarını karşılayamadığı için panik atak geçiriyorsa, bu durumu ‘Yaygın Anksiyete Bozukluğu’ olarak etiketlemek, asıl sorunu görmezden gelmektir’
Bu gibi durumlarda ilaç takviyesinin ‘Yara bandı’ görevi görse de, sorunun kaynağı olan maddi yoksunluğu ortadan kaldıramadığına dikkatleri çeken Dr. Hüseyin Karakuş, Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz ve hiperenflasyonist baskıların yanı sıra sosyal devlet mekanizmalarındaki zayıflamanın da geniş halk kitlelerini SLS’nin temel bileşenleri olan yoksulluk, borçluluk ve gelecek kaygısı kıskacına aldığı uyarısında bulunuyor. Türkiye’de geçim koşullarını analiz eden en temel verilerin, TÜRK-İŞ tarafından her ay düzenli olarak açıklanan açlık ve yoksulluk sınırı araştırmaları olduğunu, bu verilerin, bir ailenin sadece hayatta kalabilmesi için gereken asgari tutarın, resmi gelirlerin nasıl çok üzerine çıktığını gösterdiğini ifade eden Dr. Hüseyin Karakuş, 2026 yılı için belirlenen 28.075 TL tutarındaki asgari ücret, yılın ilk ayında dahi açlık sınırının (31.223 TL) altında kaldığını, bu durumun da, milyonlarca insanın çalışmasına rağmen temel gıdaya erişimde zorlandığını ve ‘Çalışan yoksullar’ sınıfını büyüttüğünü anlatıyor. Dr. Karakuş’a göre, SLS perspektifinden bakıldığında, açlık sınırının altında yaşayan bir bireyin hissettiği depresyon, tıbbi bir bozukluk değil, aslında biyolojik bir hayatta kalma uyarısı anlamına gelmeli.
Türkiye’de SLS’nin sadece düşük gelirli olanlar için değil, aynı zamanda gelirini her geçen gün kaybeden ve sınıf düşen geniş bir kitle için de geçerli olduğuna dikkati çeken Dr. Hüseyin Karakuş, 2025 yılında Türkiye’de antidepresan kullanımının rekor seviyeye ulaştığını, satılan kutu sayısı, 2016 yılındaki 45,1 milyondan 2025’te 71,5 milyona çıkarak son on yılda yaklaşık yüzde 60’lık bir artış gösterdiğini vurguluyor. Karakuş, sadece 2024 ve 2025 yılları arasındaki bir yıllık tüketim farkını 6 milyon kutu civarında olduğunu, bu artışın arkasındaki nedenlerin sadece klinik depresyonun yaygınlaşması değil, aynı zamanda insanların ekonomik zorluklar, işsizlik, borç sarmalı ve gelecek kaygısı ile başa çıkma aracı olarak ilaca sığınması olduğunu yazısına eklemiş. Antidepresan reçetelerinin yaklaşık Yüzde 70’inin kadınlara yazıldığını, bunun da kadınların Türkiye’deki ekonomik krizden, artan ev içi şiddetten ve toplumsal baskılardan orantısız şekilde etkilendiğine işaret ettiğini anlatan Dr. Hüseyin Karakuş, gençler arasında da SLS’nin sadece bugünkü yoksulluk değil aynı zamanda bir gelecek yokluğu olarak göründüğüne dikkatleri çekiyor.
Berbat hayat sendromu
Fahrettin Hepkeskin
Yorumlar