Antalya’da yaşamanın bedeli bu kadar da ağır olmamalı. Bu kentte yerleşik yaşayan herkes, her yaz temmuz ve ağustos aylarında sıcaklıkla bu bedeli ödüyor zaten de bu sene işler biraz daha korkutucu.

Mevcut sıcaklık, turist kalabalığı yetmezmiş gibi bir de El Nino’yu misafir ediyoruz. Misafirliğin makbulü 3 gün değil miydi? O yüzden kabalık etmek istemem ama “El Nino bu misafirliğiniz biraz uzun sürmedi mi?” Hani birazcık daha kalırsanız bilim insanlarının başaramadığı bir olayı gerçekleştirip hepimizi katı halden gaz hale çevireceksiniz.

Uzmanlar uyarıyor “Dışarı çıkmayın” diye. Bu nasıl mümkün olacak acaba? İşimiz gücümüz yok mu? Tamam tatil mekanında yaşıyoruz diye bizler 12 ay tatil yapmıyoruz. Bu şehirde yaşayan insanlar da diğer şehirlerde yaşayan insanlar gibi hayatta kalmak için çalışmak zorunda. Yani bu bir çözüm değil, bu şehre özel uygulamalar olmalı. Yaz uygulamasına geçebilmeliyiz.

Dün işten çıkıp yürüme mesafesindeki evime gitmek için binbir takla attım. Kaldırımdaki yarım metre gölge alan için savaş verdim, kaldırımdan yüzüme vuran sıcakla bronzlaştım, turist bir çiftin gölgesinden yararlanmak için sapık takipçiler gibi resmen adamlara yapışık yürüdüm. Gücümün tükendiğinde ise bir markete sığınıp sanki hiç zaman sıkıntım yokmuş gibi boş boş dolanarak fazla dikkat çekmeden buzdolaplarına yapışıp büyük aşk yaşadıktan sonra anca kendime gelebildim ve yoluma devam ettim.

Şehri soğutmanın mümkün olamayacağının farkındayım ama bu eziyeti daha katlanır hale getirecek yöntemler olabileceğini düşünüyorum ve sıvılaşmış beynimden fikirler akıp gidiyor.

Bu şehre kesinlikle belli aralıklarla soğutma istasyonları kurulmalı, insanlar biraz rahatlayıp yollarına devam edecek türden. Günlük çalışma saatleri sıcaklığa göre ayarlanmalı, yaz saati kış saati uygulanmalı ve en önemlisi de yaz boyu su festivalleri düzenlenmeli. Kaldırımlara ve trafiğe kapalı alanlara sensörlü fıskiyeler yerleştirilmeli.