8 bölümden oluşan Kübra dizisinin yönetmen koltuğunda Durul Taylan ve Yağmur Taylan yani nam-ı diğer ‘Taylan Biraderler’ oturuyor. Taylan kardeşleri çok iddialı görmüyorum, iyi projeleri de var vasatın altında projeleri de... Bu dizide de biraz vasatın altındalardı.

Dizi Afşin Kum'un aynı isimli kitabından uyarlanıyor. Afşin Kum’un ekranlara uyarlanan ikinci kitabı. Yazarımız ‘Sıcak Kafa' dizisiyle de bayağı dikkat çekmişti. Afşin Kum kafası ilginç bir kafa; adam insanlığın geleceğini etkileyecek önemli gelişmeleri önceden sezip hikayeleriyle bizim toplumumuza çok basit bir şekilde uyarlayabiliyor. Türk toplum yapısını çözmüş. Açıkçası Afşin Kum için diziyi merak edip izleyenlerdenim.

Dizinin konusuna gelince... İstanbul’un arka mahallelerinde bir oto tamircide çalışan Gökhan; dükkana ortak olma ve kız arkadaşıyla evlenme planları yapan, kendi halinde, dürüst, çalışkan, askerlikten kalma travmasıyla hayattaki yerini sorgulayan bir genç. Bir telefon uygulamasından 'Kübra' isimli bir hesaptan mesajlar almaya başlamasıyla hayatı bir anda değişir. Çünkü Kübra ona kimsenin bilmediği, beklenmedik olaylar hakkında bilgi ve uyarı mesajları gönderir. Bu mesajlar sayesinde Gökhan’ın yolculuğu başlar.

Dizinin jeneriğindeki Kübra kelimesindeki harflerin yer değiştirerek kübra, ekber, kibir, kabir gibi kelimelere dönüşmesi daha ilk dakikada izleyiciye atılan bir olta gibi izleyiciyi kendine çekiyor ve açıkçası verilmek istenen bütün mesajlar bu kelimelerin anlamında saklı.

Ama 8. Bölüm'de Kübra’nın Kubra’ya dönüşmesi şokuyla sizi baş başa bırakıyorum. Bence bu dizinin en güzel yeri de burası, istenilince birkaç saniyelik görüntüyle 3-5 bölümlük mesaj verilebiliyor.

Hadi birazcık spoiler…

Gökhan bir karakolda askerlik yaparken bir saldırı sonucu bütün arkadaşlarını kaybeder, geriye sadece o hayatta kalır. Bu durum onu derinden sarsar ve hayattaki yerini sorgulamaya başlar. Neden bütün arkadaşları ölmüşken o hayatta kalmıştı? Bu bir işaret miydi?.. Dine yönelir ve cevaplar aramaya başlar. Dizi, dini motifler üzerine kurulmuş.

Gökhan’ın kafası bunlarla meşgulken kız kardeşinin babasının ölümünden kendini sorumlu tutması, annesinin eşini kaybetmesinden dolayı duyduğu acı… Ailecek psikolojileri bozuk ve devam edebilmeleri için bir umuda ihtiyaç duyuyorlar. Dizinin birkaç yerinde buna vurgu yapılıyor. Olayların gerçek olup olmaması mühim değil, huzur ve yola devam edilmesini sağlayacak itici bir güç aranıyor.

Gökhan’a gelen ilk mesaj “Sen farklısın”... Burada çağın kabusu haline gelmeye başlayan “seçilmişlik” duygusu vurgulanıyor. Cem Yılmaz’ın GORA filmi aklıma geldi. ”Seçilmiş adam mı kalmadı” repliği kulaklarımda çınladı.

Herkes özel ve farklı olmak için elinden geleni yapmıyor mu? Bir insanı özel olduğuna inandırarak her şeyi yaptırabilirsiniz.

Aradığı kanı bulmuş gibi Gökhan buna dört elle sarılır. Aldığı mesajlarla seçilmiş olduğunu ilan eder ve destekçileriyle yoluna devam eder ve olaylar kontrol edemeyeceği boyutlara ulaşır.

Ara bölümler biraz sıkıcı hızlandırarak izledim. 8. Bölüm'de acı ve korkunç gerçekle yüzleşiyorsunuz. Biz yüzleştik de Gökhan için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.

Konunun topluma uyarlanışını çok beğendim. Dizinin çoğu yerinde oyuncularla aynı anda “tövbe tövbe” derken buldum kendimi.

Sonu çağımızın en çok tartışılan malum konuya bağlanıyor. Karanlık bir çağ bizi mi bekliyor? İnsanlık kendi kendini mi tehdit ediyor? Karar sizin...