Geçtiğimiz sonbaharda yitirdik Ara Güler'i.

Yaşama fotoğraf makinesinden bakardı.

Yüzbinlerce fotoğraf çekti.

'Yaşam fotoğraf karelerinden oluşan bir filmdir' dedi.

Herkes kendi filminin senaryosu yazar ve çekerdi.

'Yaşam size verilmiş boş bir filmdir. Her karesini mükemmel bir biçimde doldurmaya çalışın' diye öğütledi.

Nasıl dolduracaktık o boş filmi?

Nietzsche'nin uzunca bir şiiridir; 'Hayat'...

'Gidene kal demeyeceksin.

Gidene kal demek zavallılara,

Kalana git demek terbiyesizlere,

Dönmeyene dön demek acizlere,

Hak edene git demek asillere yakışır.

Kimseye hak etmediğinden fazla değer verme,

Yoksa değersiz olan sen olursun.'

İşte bunlar da filmi oluşturan fotoğraf kareleri;

Ayrılık, üzülmek, acizlik, asalet, değer vermek.

Peki mutluluk neydi?

Yaşamın neresindeydi?

500 kişi bir seminerde, birden konuşmacı durdu.

Bir grup çalışması yapmaya karar verdi. Herkese bir balon vererek başladı.

Herkes balona adını yazdı. Sonra bütün balonlar bir odada toplandı.

Katılımcılar odaya alındı, isimlerini yazdıkları balonu bulmaları istendi.

Herkes kendi adını aramaya başladı. Kargaşa çıktı.

Kimse kendi balonunu bulamadı.

Konuşmacı bu sefer herkesin bir balon almasını ve o balonu üzerinde adı yazan kişiye vermesini söyledi.

Birkaç dakika içinde herkes kendi balonuna kavuştu.

KonuşmacıTiffanyMoore grup çalışmasının amacını şöyle özetledi;

'Yaşamımızda bunu görüyoruz. Herkes deli gibi mutluluğu arıyor ve nerede olduğunu bilmiyor. Bizim mutluluğumuz başkalarının mutluluğunda gizlidir. Onlara mutluluk verin; sizinki size gelir. Ve insanların yaşam amacı da budur; Mutluluğun peşinden gitmek.'

Mutlu bir hafta geçirmenizi dilerim.